akademi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akademi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2018 Perşembe

Politik Romantizm ve Modernite Eleştirileri - Hasan Aksakal

Hasan Aksakal'ın adını ilk kez nerede, nasıl duyduğumu hatırlamıyorum ama belli bir süredir takip ediyorum. Türkiye'de yeni tartışma başlıkları açabilme potansiyeli vaat eden isimler arasında en genç simalardan biri. Kendini siyasal olarak muğlak bir yere konumlandırışı da tehlikeli sulara girmeden, yıpranmadan bir şeyler yapmaya çalışmak isteyen bir "teknokratik" akademisyen olduğunu gösteriyor. Son olarak Vakıfbank'ın kültür yayınlarının editörlük görevini alması da bu yatırımının meyvelerini toplamaya başladığı anlamına geliyor gibi. Ben bu akademisyen tipine açıkçası çok kızamıyorum; çok enteresan, verimli sahalar keşfedip üzerine gitmek istiyorlar, bunun için bazı dengeleri tutturmaya gayret göstermeleri gerektiğinin farkındalar. Ha neticede yaptıkları işler kültür dairesi içinde sınırlı kalıyor, o da onların bileceği iş.

Image result for Politik Romantizm ve Modernite EleÅŸtirileri - Hasan AksakalHasan Aksakal Türk akademisinde romantizm çalışması konusundaki boşluğu görmüş ve yüksek lisanstan itibaren çalışmalarını bu alana yoğunlaştırmayı tercih etmiş. Önce bir tür literatür taraması olan bu çalışmasını düşük profilli yayınevlerinden bastırıp "Tanzimattan Günümüze Türk Politik Kültüründe Romantizm" adlı doktora çalışmasını, yani Türkiye vakasını ise İletişim etiketiyle yayınlatmasını bilmiş (onu da yazacağım). Kendisi çok çalışkan bir genç akademisyen, çalışmalarının arka planındaki yoğun okuma-araştırmayı her satırında hissettiriyor. Fakat daldığı alan derya deniz, hatta tabiri caizse Titanik batıran okyanus, insan ne kadar iyi yüzücü de olsa pusulasını şaşırmaması, dev dalgaların arasında kaybolmaması imkansız. Aksakal'ın çalışması da bu sorunla malul. Herhangi bir kavramın başlıca özelliklerini tespit edip alt dallarını buna göre sınıflandırmak, coğrafi yayılımına ve dönemlerine göre ayırıp gelişim/gerilim çizgilerini takip etmek zor iş. Hele ki "modernite eleştirileri" dediğiniz zaman iş iyice imkansızlaşıyor. Güneş altında modernite hakkında söylenmemiş söz mü kalmış?

Aksakal'ın bir başka sorunu moderniteye getirilen neredeyse bütün eleştirileri "romantizm" başlığı altına toplamak. Doğaya dönüş dedin, romantiksin, ütopya istedin, romantiksin, aman geleneklere dikkat dedin, romantiksin. Mefhum-u muhalifinden bakıldığı zaman, yani "kim romantik değil" diye sorulduğu zaman, geriye bir kişi bile kalmıyor. Buradan sonra da tek bir kitapta Marx'la, Weber'le, Nietzsche'yle hesaplaşmak gibi imkansız bir görevle karşı karşıya kalan yazar, ciddi açıklar veriyor.

Örneğin sf 124'te: " 'Gasıpların malları gasp edilecektir' vaazıyla yeni gasıplar yaratan bir düşünce [...] bugün şikayet ettiği düzenin tam da sürekliliğini [anlatım bozukluğu yazara ait] sağlamış olmayacak mıdır?" diye soran Aksakal, Marksizmdeki özel mülkiyetin kaldırılmasının ciddi ciddi burjuva sermaye birikim modeliyle aynı kefeye koyabiliyor ya da daha vahimi, yine Marx için " 'Ezilen bir sınıf, sınıflar çatışması üzerine kurulmuş bir toplumun yaşama koşuludur,' diyerek, dünyada daima sömürüye ve istismara ihtiyaç duyulduğunu iddia ediyor ve belki de kendi benliğindeki bencilliği ortaya döküyordu [vurgu bana ait]" diyebilecek kadar komikleşiyor (sayfa 137).

Hal böyle olunca yazarın neredeyse yaptığı bütün okumayı üzerimize boca ettiği, tam da olması gereken yerlerde referans bulunmayan, çok da elzem olmayan yerlerdeyse bol referanslı bir kitap ortaya çıkmış. Öte yandan yoğun bir okumanın sonucu olduğu için ilham verici ve gerekli durumlarda başvuru metni olarak kullanılabilirliği yüksek. 

26 Kasım 2018 Pazartesi

Ruh ve Beden: Acemi Bir Boksörün Defterleri - Loic Wacquant

Bir süredir boks dersleri alan biri olarak bu kitabı okumasam olmazdı. Aslında kitabı edinişim boksa başlamamın yıllar öncesine denk düşüyor. Kent Paryaları kitabından tanıdığım, Bourdieu'nün öğrencisi Wacquant'ın böyle enteresan bir etnografik çalışması olduğunu duyunca hemen almıştım (Kitabın adı da almamda çok etkili olmuştu, zira o sıralar beden ve bilinç arasındaki dolaylı iletişim hakkında okumalara girişmiştim.)

Image result for loic wacquant ruh ve bedenFakat kitabın beklentileri karşılamaktan çok çok uzak olduğunu söylemem gerek. "Gözlemci katılım" ile tuttuğu boks salonu günlüklerini Amerikan siyah gettosunun marjinal yoksulluğu ışığında yorumlamaya girişiyor Wacquant, fakat verinin olduğu gibi sunumu git gide yorumun önüne geçiyor ve bir süre sonra salt otobiyografik, bağlamla kurmayı vaat ettiği ilişkiyi de koparıp atan anlamsız bir anlatıya dönüşüyor.

Ne diyor kitap? Amerikada siyah ve yoksul bir getto sakiniysen hayat zordur: Çetelerin, silahın, uyuşturucunun ortasında mahvolman (ölmen, hapse düşmen ya da berbat bir hayat yaşaman) işten bile değildir. İşte boks salonu bunun önüne geçen bir manastırdır, buraya kapanırsın, hem belirli güvenliğe sahip olursun, hem spor disiplini seni sigaradan bile uzak tutar, hem de bu (düşüşe geçse de) pırıltılı spor hayal kurmana izin verir.

Bunlar tek başına fena saptamalar değil, fakat daha fazlası, daha fazlası gerekirdi. Böyle bir kitaptan boksa özgü davranışların, ringdeki belirli ritüellerin vb. alegorik okumalarını sunması beklenirdi. Bu okumaların mutlaka bilimsel olması şart değildi, kitap ne de olsa bilimden koptuğuna göre, bilimdışı niteliklerinin altı çizilerek bu tür yorumlara yine de yer verilebilirdi.

Peki Bourdieu'nün ve Chicago Üniversitesinin öğrencisi olma payesine erişmiş pırıl pırıl bir sosyoloğun bu kadar verimsiz bir eser ortaya koyması nasıl mümkün oluyor?

Tabii ki akademinin bok yemesiyle. Wacquant kitap boyunca bizzat kendi elinden çıkan (yine aynı deneyimlere dayalı) birçok makaleye referans veriyor: 
  • Pugs at Work: Bodily Capital and Bodily Labour among Professional Boxers
  • The pugilistic point of view: How boxers think and feel about their trade
  • Whores, Slaves and Stallions: Languages of Exploitation and Accommodation among Boxers
Ve daha fazlası. Dolayısıyla akademinin "elindeki veriden mümkün olduğunca fazla sayıda yayın çıkar" zorbalığı, akademisyeni "Dur ben kitapta yalnızca şunlara değineyim, şunları da makale olarak basarım" hesapçılığına götürüyor ve ortaya her zaman "ampute" eserler çıkmak zorunda kalıyor. 

Yahu kitabın adı tam olarak neden "Ruh ve Beden" inanın bana bu bile anlaşılmıyor!